Thursday, July 20, 2017

Yeni tür bir ilişki

Faşizme karşı mücadelede, sosyalistler ile sosyal demokrasi (ya da cumhuriyetçi blok) arasındaki ilişki hep sancılı olmuştur. Bunun bir nedeni sosyalist hareket içindeki sol sekter yaklaşımlar (“sosyal demokrasi= sosyalfaşizm”; “ya da peşine mi takılacağız” gibi) diğeri de sosyal demokrat parti ile etkin bir ilişki kurmaya uygun örgütsel biçimlerin geliştirilememiş olmasıdır.

İngiltere’de, içinde çeşitli grupları, kimi bağımsız sosyalisti barındıran Momentum örgütü ile Corbyn liderliğinde İşçi Partisi arasındaki ilişki, “uygun örgütsel biçim nasıl olabilir” sorusuna, sanırım bir cevap sunuyor. Momentum deneyimi, bugünlerde özellikle Maltepe mitinginden sonra, muhalefetin momentumunu korumaya, sosyalist muhalefetin CHP ile ilişkilerini düzenlemeye çalışırken yararlanılabilecek kimi dersler sunuyor.

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, July 17, 2017

Zaman muhalefetten yana işlemiyor

CHP liderliğinin, parti örgütünün başarısına, toplumsal muhalefetin “Adalet Yürüyüşü”, Maltepe mitingi ile geldiği kritik eşiğe değinmiş, eğer bu eşik hızla aşılamazsa, toplumun yarısının rızasını alamayan, tedirginlik ve paranoya düzeyi yükselen AKP liderliğindeki siyasal İslamın karşı saldırısının şiddetinin olağan bir etki-tepki diyalektiğinin çok ötesine geçebileceğini ileri sürmüştüm. 

Darbe Araştırma Komisyonu’nun, taslak raporuna eklediği bölüm, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP merkezinde, TOBB toplantısında yaptığı konuşmalar, 7 bin kişilik yeni tasfiye dalgası, karşı saldırının beklediğimden daha çabuk başladığını gösteriyor...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 13, 2017

Büyük başarı, kritik eşik

CHP liderliği, parti örgütü açısından “Adalet Yürüyüşü” ve muhteşem Maltepe mitingi çok büyük bir başarıdır. Kılıçdaroğlu’nu CHP başkanlığından, toplumun AKP hegemonyasını kabul etmeyen, kararlı çoğunluğunun liderliğini üstlenme konumuna taşıyan bu başarı, henüz siyasi dengeleri değiştirmemiştir ama, onu ve toplumsal muhalefeti çok kritik bir tarihsel eşiğe getirmiştir. 

Siyasi iktidarların kendilerini tehdit altında hissettikleri böyle tarihsel eşiklerde, eğer eşik açılamazsa, karşı saldırıları çok sert oluyor..

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, July 10, 2017

Titanic’te G20 toplantısı

G20 liderlerinin çektirdikleri fotoğraf, “Titanic” kaptanlarının yola çıkmadan önce çektirdikleri fotoğrafı anımsattı. Bir farkla, dünya sisteminin “kaptanları” geminin rotasında en az iki “buzdağı” olduğunu biliyorlar: Küresel iklim krizi ve bir “Büyük Savaş”. Eğer kaptanlar, anlaşarak rotayı değiştirebilirlerse Titanic’in kaderini paylaşmayabiliriz. 

(...)

Umut var ama… 
Bu işbirliğini gerçekleştirmesini beklediğimiz liderlere, hatta “geminin” durumuna bakınca, Kafka’nın “Umut var ama bizim için değil” sözünü anımsamamak olanaksız. Bu kaptanlar ve bu gemiyle olmaz! 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 06, 2017

G20 ve ‘Radikal Belirsizlik’

G20 ülkeleri, Hamburg’da Merkel’in ev sahipliğinde toplanıyorlar. Toplantı öncesinde yoğunlaşan tartışmalar, “Radikal Belirsizlik” başlıklı yazımda değindiğim durumun tüm özelliklerini yansıtıyordu. Bu nedenle G20 toplantısından ciddi bir sonucun çıkmasını kimse beklemiyor. Çıta, “çelişkiler daha da derinleşmesin, var olan dengeler korunsun yeter”e kadar alçaltılmış durumda.

‘Radikal belirsizlik’ 
Financial Times’dan Gideon Rachman’ın dikkat çektiği gibi, 2008 yılında yapılan ilk G20 toplantısında, “salonda en önemli liderin George Bush olduğundan kimsenin kuşkusu yoktu. Bugün, dünyanın geri kalanının liderlik için ABD başkanına bakabileceği söylenemez.” 

(...)

Monday, July 03, 2017

‘Millet’ ve kimi spekülatif düşünceler

“Adalet” yürüyüşü, toplumda dünya basınında büyük ilgi çekiyor. Bu ilgi AKP’nin rejiminin, siyasal İslamın karakterinin, ülkede yarattığı kurumsal kültürel yıkımın boyutlarının anlaşılmasını kolaylaştırıyor. 

Yürüyüş AKP tabanında bile sempati topluyor, yandaş yazarların kafasını karıştırıyor, siyasal İslamın, inancını gerçekten ciddiye alan kimi yazarlarını düşünmeye zorluyor. AKP’nin, siyasal İslamın lider kadrolarının toplumun gerçeğini yadsımak için sığındıkları fanteziler artık saydamlaşıyor. Bu onları dehşete düşürüyor, marazi tepkilere yol açıyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 29, 2017

Yine geliyor mu?

Geçen hafta, finans konularında yazan kimi yorumcuların tartışmaları, bir mali krizin mayalanmakta olduğunu düşündürüyordu.

Yine bir balon... 
Ambrose Evans-Pritchard (The Daily Telegraph, 25/06/2017) Uluslararası Mutabakatlar Bankası’nın (IBS) son raporundaki verilere dayanarak, 2008 mali krizine yol açan “hastalığın” tedavi edilmediğine, dünya ekonomisinde borçlanma oranlarının yine olağanüstü düzeylere çıktığına işaret ediyordu. Pritchard’a göre, 2008 mali krizi öyle yüz yılda bir patlak veren bir sarsıntı değildir; neden olan sorunlar aşılamadığından tekrarlanma olasılığı çok yüksektir. 

(...)

Monday, June 26, 2017

Birinin hayalleri öbürünün kâbusu...

Geçen hafta, gazetelerde gördüğüm bir fotoğrafta Cumhurbaşkanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemini anımsatan üniformalar giymiş, Rabia işareti yapan, iki sıra askerin arasında, Rabia işareti yaparak yürüyordu. Aklıma Deleuz’un “başkalarının hayalleri” ile ilgili sözleri geldi.  Başkalarının hayallerinin, her zaman tüketici, bizleri yutma riski olan hayallerolduğunu bilmek gerekir... Kendinizi başkalarının hayallerinden koruyunuz. Eğer, başkasının hayallerine tutsak olursanız belanızı bulursunuz (vous êtes foutu)” 

Türkiye, AKP liderliğinde temsil edilen siyasal İslamın hayallerine tutsak olmaktan, maalesef kendini koruyamadı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 22, 2017

‘Radikal belirsizlik’

Kapitalizmin, ABD hegemonyası altında kurulan ekonomik, siyasi, kültürel “yapısının”, mali krizden sonra çelişkilerini düzenleme kapasitesini kaybederek, çözülmeye başladığına değinmiştim; ancak yeni bir yapılanmayı (mimariyi) oluşturacak kalıcı unsurlar henüz yok. 
Bu durum kapitalizmi yönetmeye çalışanlar açısından, Financial Times yazarlarından Wolfgang Münchau’nın bir ifadesini ödünç alırsak, sık sık büyük sürprizlere yol açan bir “radikal belirsizlik” yaratıyor.

Liste uzun 
Bu sürprizlerin listesi oldukça uzun.
(...)

Monday, June 19, 2017

Bir dönem kapanıyor

Neo-liberalizm 2007 mali krizinde öldü. Hükümetler sınıf mücadelesinin düzeyinin düşüklüğünden  yararlanarak bu ölümü gizlemeyi başardılar. Corbyn liderliğindeki İngiltere İşçi Partisi’nin neo-liberal politikaları eleştiren programının genel seçimlerdeki beklenmedik başarısı, çoktandır çürümekte olan o cesedi gözler önüne serdi. Geçen hafta, Kensington belediyesinin sosyal konut bloku “Grenfall Tower” da yaşanan felaket, bu cesedin, bu büyük yangının küllerine gömüleceğini gösteriyor. 

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 15, 2017

Thatcher – Corbyn (II)

Corbyn ve İşçi Partisi’nin seçim başarısına çok sevindik. Bir dönem bitti, yenisi başlayabilir dedik. Şimdi bu duruma eleştirel mesafemizi koruyarak yeniden bakalım.

Yakında hükümette 
Muhafazakâr Parti ve hükümet son derecede istikrarsız. İşçi Partisi’nin hükümete gelme olasılığı hızla artıyor. Kamuoyu yoklamaları, yeni bir genel seçimlerde İşçi Partisi’nin hükümet kuracak çoğunluğa ulaşabileceğini gösteriyor. Doğru, henüz kimse yeniden sandığa gitmekten yana değil. Ancak Theresa May’in istikrarlı bir hükümet kurma olasılığı çok zayıf. 
May’in, ayakta kalabilmek için Kuzey İrlanda’nın Demokratik Birlikçi Partisi’nin (DUP) temsilcileriyle dışardan destekli bir hükümet kurma çabaları muhafazakâr parti çevrelerinde tepki çekiyor. DUP’nin, homofobik, köktendinci görüşleri seçmeni partiden daha da uzaklaştırabilir. Bu ittifak İngiltere yönetiminin, Katolik Shinn Fein ile Protestan DUP karşısında tarafsızlığı varsayımını yıkarak barış sürecini tehlikeye atabilir. 
Diğer taraftan, kimi yorumcular haklı olarak, Muhafazakâr Parti’nin, 1974’te kendi çağırdığı erken seçimlerde meclis çoğunluğunu kaybettikten sonra başına gelenleri anımsatıyorlar. 

(...)

Monday, June 12, 2017

Thatcher - Corbyn

Varoufakis, 2015’te Corbyn ile Thatcher arasında analoji kurarken haklıydı. Thatcher ekonomide, siyasette ve popüler kültürde başlayan yeni dönemi temsil ediyordu. Corbyn de öyle olabilir.
(...)
Gerçekten de, İP’nin seçim manifestosuna bakınca, yaklaşık 38 yıl önce toplumu yeniden şekillendirmeye, vatandaşların aklına yeni “tartışılmaz doğruları” yerleştirmeye başlayan neo-liberal, postmodern söylemlerin, bu seçimde yıkılmaya başladığını görüyoruz. 
(...)
Corbyn işçi sınıfının hem yeni gelişen kuşağını kazanmış, hem de neo-liberalizmden en çok etkilenmiş geleneksel kesimini kazanmaya başlamış görünüyor.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 08, 2017

Katar, nereye kadar?

Realite, AKP rejimini bir kez daha darp etti. AKP Türkiye’sinin “yakın dostu”Suudi rejimi yanına Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirliği’ni de alarak AKP Türkiye’sinin, “nefes borusu” (Yusuf Kaplan) Katar’ı ekonomik ve siyasi ablukaya aldı. AKP Türkiye’sinin payına da stratejik derinlikte boğulma riski kaldı. 

Fantezi ve gerçek 
Siyasal İslamın liderliğinin fantezisine göre, Osmanlı mirası, AKP Türkiye’sine, Sünni Müslüman dünyaya liderlik etme, 900 milyon mazlumu temsil etme, böylece dünyada söz sahibi olma olanağı veren bir stratejik derinlikanlamına geliyor. 
Gerçekteyse, Sünni Arap dünyası, Osmanlı deyince, talan, baskı, şiddet, aşağılanma, İngiliz emperyalizmiyle iş birliği yaparak isyan ettiği bir yönetim anımsıyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, June 05, 2017

Çürüme ve çözülme

Ne zaman büyük resme” bakmayı denesem aklıma bu iki sözcük geliyor. Bu kez de gündemde ABD başkanı Trump’ın NATO ve G7 toplantılarındaki tutumu, ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çıktığına ilişkin açıklaması var.

Çürüme ve sanat 
Bir hegemonyanın devleti tabii ki önce kendi çıkarını düşünür. Ancak hegemonya, bu çıkarlar başka ülkelerin çıkarlarıyla örtüştüğü, liderlik benimsendiği için gerçekleşir. Bu hegemonya altında şekillenen düzende, hegemonyacı devletin egemenliği değil, (bu devlet ekonomik ve askeri olarak en güçlü konumda olduğundan) tüm diğer devletlerin egemenlikleri tehdit altındadır. 
Bugün ABD’nin yönetimi, “önce Amerika”, “ulusal egemenliğimizi savunuyoruz” gibi ifadeler kullanıyorsa, ABD hegemonyası altında şekillenmiş “dünya düzeni” artık tükenmiş, her türlü savaşı, insani felaket olasılıklarını gündeme getiren bir “güçler dengesi” ortamına girilmiş demektir.

(...)

Thursday, June 01, 2017

‘Totaliter’ mi dediniz?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ensar Vakfı’nın 38. genel kurulunda yaptığı konuşmada, her zamanki açık sözlülüğüyle, önemli açıklamalar yaptı. Bu açıklamaların birkaç satırı üzerine sayfalarca deneme yazılabilir. Derinlik dediğiniz işte böyle bir şey olmalı! Ben burada, tam hakkını veremeyecek olsam da bu açıklamalara kısaca değinmek istiyorum. 
 
Kimi satır başları 
“Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımızkonusunda sıkıntılarımız var.
Devamını okumak için tıklayınız

Monday, May 29, 2017

Davet - cihat - şiddet

Manchester’da bir İslamcı teröristin bombalı intihar saldırısından sonra, “ruh hastası”, “yalnız kurt” klişesi gündeme gelmedi. Bu intihar eylemcisi Libya’da savaşmıştı, güçlü ve uzmanlık gerektiren karmaşıklıkta bir bomba kullanılmıştı. Yaygın bir yerel ve uluslararası destek ağı da söz konusu. 

Bu kez “yalnız kurt” klişesinden kurtulduk, ama, “İslam bu değil”“Bu katliamlar Batı’nın dış politikasıyla ilişkilendirerek haklı çıkarılamaz”, gibi itirazlar hâlâ canlı. 
Bu itirazlarda bir gerçeklik payı var; duyunca başımızı bilgiççe sallayıp rahatlayabiliriz.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 25, 2017

İran nereye biz nereye

Ruhani başkanlık seçimlerini 2013 yılında oyların yüzde 51’ini alarak kazanmıştı. Geçen hafta yüzde 57 ile yeniden kazandı. Karan, Cerrahoğlu,Atay arkadaşlarımız, yazılarında başkanlık seçimlerinin adaylarını ve ortamını irdelediler. Tayfun Atay’ın tarihsel zeminde yaptığı karşılaştırma çok ilginçti. Ben farklı bir açıdan bakarak, “İran nereye Türkiye nereye?” sorusunu sormak istiyorum.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 18, 2017

Hegemonyalar çarpışınca...

Pekin’de 14-15 Mayıs’ta toplanan uluslararası “Bir Kuşak ve Bir Yol” (BKBY)forumu, Atlantik’ten Pasifik’e uzanan, Robert Kaplan’ın deyimiyle, “süper kıtanın” üzerinde iki hegemonyanın birbirleriyle çarpışma yolunda ilerlediklerini düşündürüyordu. 
 
İki hegemonya 
Bu, iki hegemonyadan biri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD liderliğinde şekillenen, Soğuk Savaş’tan sonra küreselleşme kavramıyla tanımlanan, “Batı”kapitalizmine ilişkin. Diğeri de Çin’in yükselmeye başlamasının bir ifadesi olarak şekillenmekte olan bir hegemonya. Bu iki farklı hegemonya alanına iki farklı “küreselleştirme” projesi olarak da bakabiliriz. 

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, May 15, 2017

Seçmen ve ekonomik kaygıları

Clinton’ın “It’s the economy stupid” (konu “ekonomidir aptal!”) uyarısından bu yana geçen 25 yılda galiba bir şeyler değişti. Seçmen artık, sanki ekonomik kaygılarla değil de, kültürel ideolojik nedenlerle oy veriyor. 

Sol eğilimli The Nation dergisinin yaptığı kapsamlı bir araştırma, 2016 seçimlerinde seçmenin Trump’ı, ekonomik kaygılarla değil ırkçı ön yargıların etkisiyle seçtiğini düşündürüyor. Oxford Economics’in sonuçlarını 4 Mayıs’ta yayımladığı, 25 ülkeyi kapsayan bir araştırma, sağ popülizmin 35 yıldır istikrarlı bir biçimde yükseldiğini saptarken seçmenin esas olarak ekonomik kaygılarla değil, göçmenlerin etkisiyle oluşan bir “kültürel stres” altında oy verdiğini savunuyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 11, 2017

Veba ile kolera arasında...

Bir gözlemci, “Fransız halkı veba ile kolera arasında kalınca kolerayı seçti”diyordu, ben de, “yeni bir seçenek yaratılamazsa, 2019’da biz de kendimizibenzer bir konumda bulacağız” diye düşündüm. Neyse, biz şimdilik Fransız “halkının” sorunlarına odaklanalım.

Rahat bir nefes... 
Başkanlık seçimlerini Macron kazandı, sağdan sola kurulu düzen rahat bir nefes aldı: “Popülist dalga kırıldı”, “Avrupa Birliği kurtuldu” filan... Gerçekteyse tehlike geçmedi. “Popülist” dalgaya enerjisini veren ekonomik sosyal kültürel kriz aşılamıyor, Ulusal Cephe’nin oyları artıyor. 

(...)

Monday, May 08, 2017

Yeni gerçek[çi]lik

Türkiye artık yeni bir sisteme geçti. İstesek de, istemesek de 2019 Başkanlık seçimlerini bu yeni parametrelerle düşünmek” gerekiyor türünden saptamalar, siyasi olarak zararlı, ahlaken de sakıncalıdır. Türkiye’de bir süredir yeni bir gerçeklik şekilleniyordu. Referandum bu yeni gerçekliği dünyaya getirmedi, yalnızca “vaftiz” etti.

Tarih ve durum 
Bir toplumsal gerçeklik aniden, ex nihilio ortaya çıkmaz. Bileşenleri eski gerçekliğin çelişkileri, çatlakları içinden çıkarlar. Bunların aktif varlığı egemen gerçekliğin istikrarını bozar. Yeni gerçeklik bu süreç içinde şekillenir, zamanla kendi ekolojik egemenliğini kurarak, eskisinin yerine geçer.

(...)

Thursday, May 04, 2017

Bir laboratuvar olarak Fransa

Fransız başkanlık seçimleri, faşist (Le Pen)komünist (Melanchon)oportünist (Macron)hırsız (Fillon) ile başladı. Komünist ve hırsız elendi. İkinci turda faşist ve oportünist arasında seçim yapmak gerekecek. Bu tatsız seçenek aynı zamanda çok tehlikeli bir duruma işaret ediyor. 
Siyasi tercihler var olan “durum” (gerçekliğin koyduğu sınırlamalar) içinde, ya bu “durumu” arzulanan bir yönde değiştirmek ya da arzulanmayan bir yönde değişmesini engellemek için yapılır. Tercih yaparken gerçekliğin koyduğu sınırları görmezden gelerek kendi “ruhunun saflığına” uygun davrananların tercihleri, çoğu kez, “ruhun saf kalma arzusunun” tam tersine sonuçlar üretirler. 
 
Gerçekliğin ‘durumu’ 
Kapitalizmin yaşamakta olduğu yönü belirsiz dönüşüm (ekonomik, siyasi, ekolojik, hatta kültürel) sürecinin özelliklerini, gerek...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız 

Monday, May 01, 2017

1 Mayıs

İlk kez 1 Mayıs’a bu kadar boğucu bir havada giriyoruz. Bu, devlet şiddeti altında ezilmekten farklı bir durum. Siyasal İslamın parçası olmayan kesimin, toplumun neredeyse yarısının içinde yaşadığı seküler demokratik, kültürel siyasi ekosistem yok ediliyor. Bu kesimin, ya siyasal İslamın iradesine boyun eğmesi (psikolojik ve ahlaki olarak intihar etmesi) ya da fiziki olarak yok olması bekleniyor.

Yeni-Faşizmin inşası... 
Eğitim sistemi değişti, okullar üniversiteler “temizlendi”, devlet bürokrasisi, güvenlik örgütlerinin personeli, savcılar, hâkimler siyasal İslam yanlısı personelin eline geçti. Hapishaneler, siyasal İslama muhalif yazarlar, sanatçılar, genel anlamda muhalif entelijansiya ile doldu. En son 7 bin personel ile bekçilik sisteminin canlandırılması, Siyasal İslamın toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeye, vatandaşları çarşıda, mahallede, kapısının önünde bile izlemeye-bastırmaya kararlı olduğunu gösteriyor.

(...)

Ve muhalefet 
Son referanduma kadar muhalefet alanı, liderliğinin tüm istikrarsızlıklarına ve hatalarına karşın CHP’yi de içeriyordu. Artık o kadar emin değilim;

(...)

Thursday, April 27, 2017

‘Dünya Günü’ – bilimsel gerçekler

Dünya Günü’nde (22 Nisan) biz, 15 yıldır eğitim sistemini, bilimsel çalışmayı ve akademik özgürlükleri enkaza çeviren bir aklın “Atı alıp (mühürsüz oylara binerek) Üsküdar’ı geçmesinin” şokunu yaşarken, dünyanın bütün kıtalarında, Antarktika’da bile, bilim insanları, çevreci örgütlerden ve toplumların çeşitli katmanlarından yüz binlerce insan, “bilimsel gerçekler” için yürüdüler, protesto gösterileri düzenlediler.

(...)


Monday, April 24, 2017

Referandum: Bir ‘otopsi’

Sonuçların niteliği, katılanların, siyasi aktörlerin eğilimleri belirginleşti. Artık bir “otopsi” yapmayı deneyebiliriz. 
 
Gerçekler ve fanteziler 
Gerçekler: Bu referandum OHAL altında yapıldı, hile yaygındır; öyleyse, meşru sayılamaz, sonuçlar yasal değildir. Erdoğan’ın liderliğindeki siyasal İslam bu referanduma bir “cihat” ruhuyla girmiş, varını yoğunu arzusunun arkasına koymuştur. AKP salt bir parti değildir, aynı zamanda bir hareketin temsilcisi, bir projenin aktörüdür. Şimdi bu projenin içerdiği, toplumsal dönüşümler hızlanacaktır. Bu parti ve liderliği her seçimde “gerekeni yapar ve kazanır” (bir sınıf iktidardan seçimle uzaklaştırılamaz)! CHP bir deneyimden daha yenilgiyle çıkmıştır. 
Fanteziler:“ ‘Hayır’, aslında kazanmıştır”; “CHP kendi oy tabanından fazlasına ulaştı”; “Yüzde 20’lerdeki oyunu yüzde 40’lara çıkardı”; “Erdoğan kazandı ama şimdi işi daha zor”; “2019’da görülecek hesabımız var”; “CHP... Gazi Meclis’i sonuna kadar koruma kararı...”. Bu kadar hile ve yalandan sonra bu “diniman sahibi, namazında niyazında insanlar…” 

Bu fanteziler, bu [G]erçeklerin ağrılarına katlanmaya yardım ediyor, Erdoğan liderliğindeki AKP’de temsil edilen siyasal İslamın iktidarını destekliyor. 
Yukardaki [G]erçeklerin AKP ve siyasal İslamla ilgili parçasına geçen hafta kısaca, son iki kitabımda (Tekin Yayınevi) da ayrıntılı olarak değinmiştim. Bu yazımda, daha çok CHP üzerinde durmak istiyorum. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 20, 2017

Beklenen oldu!

Siyasal İslamın tek adam saplantısı, realiteyi kavramaktaki kronik yetersizliği, beklenen sonucu yarattı, AKP dayattığı referandumu yüzüne gözüne bulaştırdı.

‘Ya devlet başa...’ 
AKP liderliği ülkede, İslamcı otoriter bir tek adam rejimi kurmak istiyordu. Ancak, toplumun yarısı bu projeye kesinlikle karşıydı. AKP liderliği geldiği eşikte, toplumsal koşulların ne kadar kritik olduğunu kavrayamadı; “Ya devlet başa ya kuzgun leşe”, “zorlarsam aşarım”, “kapıp kaçarım” diye düşündü.
(...)


Monday, April 17, 2017

Büyük türbülansa girerken

Karşımızda bölünmüş bir toplum var. Bir yarısı öbürüne kinli; karısını, kızını ganimet gibi görüyor.. Erdoğan liderliğindeki AKP’de temsil edilen siyasal İslamın getirdiği noktada Türkiye, küreselleşme sonrası dünyanın ürettiği büyük türbülansların içine bu bölünmüşlükle giriyor. Öyleyse, bu trajedinin içinde, sonuç ne olursa olsun “Hayır” diyenleri bu ülkenin halklarının geleceğini koruma görevi bekliyor.

Aşılamaz bir bölünme
Bu bölünmüşlüğün temelinde ekonomik, siyasi hatta etnik çelişkiler olsaydı maddi çıkarlar temelinde bir uzlaşma noktası bulmak, çelişkileri yönetmek mümkündü. Ne yazık ki siyasal İslamın 15 yılda ülkeyi getirdiği noktadaki bölünme, kimlikler arasındaki, uzlaştırılması, yönetilmesi son derecede zor hatta kısa dönemde olanaksız farklardan kaynaklanıyor.

Toplumda, özellikle Gezi olayından sonra belirginleşen bu bölünmenin fay hattı, bireylerin öznelliklerinin merkezinden, dayandıkları “anlam sistemleri- hakikat rejimleri” arasındaki farklardan geçiyor...

Thursday, April 13, 2017

Şizofreni, paranoya, yalan ve kin

Referandumdan önceki son yazımı bir iç sıkıntısıyla yazıyorum. Oy verme, sayma işleminin güvenliği sağlanabilirse “Hayır” çıkacağına inanıyorum ama o güvenliğin sağlanamayacağını, bugün iktidardaki kişi, parti ve hareketin“Hayır” çıkmasını engellemek için devletin, partinin, hareketin tüm olanaklarını, fiziki ve simgesel şiddetle birlikte, ülkede derin yaralar açma pahasına, kullanacağını düşünüyorum. İyimser olamıyorum. İktidardakilerin ruh hali de “dışarda şizofreni, içerde paranoya ve nefret”, hayra alamet değil.

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 10, 2017

Trump’ın füzeleri AKP’nin hayalleri

ABD, Suriye’de bir hava üssünü füzelerle vurdu. AKP liderliği ve akıl hocaları, aniden rejim değişikliği hayallerine geri döndüler, Rusya’ya, İran’a “ayar vermeye” başladılar. Aklını biraz verimli kullanabilen biri, füzelerin Suriye iç savaşına yön vermekle değil, Trump’ın adeta bir taşla birçok kuşu birden vurma niyetiyle ilgili olduğunu kolaylıkla görebilir.

‘Birçok kuş’ 
Trump ciddi bir yönetim krizi yaşıyor; bu kriz, hem ülkede hem de uluslararası alanda bir güven krizine yol açıyordu. Krizin bir ayağında Trump’ın Rusya’nın etkisi altında olduğuna, ABD başkanlık seçimlerinde yardım aldığına ilişkin, hâlâ soruşturulmakta olan iddialar var. İkinci ayağında da Trump’ın uygulamayı arzuladığı programla, yönetime getirdiği kadrolarla kendi partisi arasındaki uyumsuzluklar... 

(...)

Thursday, April 06, 2017

Yılın en riskli olayı

Referandumdan değil, mayısta sonuçlanacak olan Fransa başkanlık seçimlerinden söz ediyorum. Referandum da çok riskli ama bizimkiler, bizden başka kimseyi, kuru gürültünün ötesinde, gerçekten tehdit edecek ne güce ne de akla sahip.

Fransa öyle değil. Başkanlık seçimlerini, Avrupa Birliği’nden çıkmak isteyen Marine Le Pen’in kazanması durumunda, AB’nin, hatta ABD liderliğindeki Batı merkezli düzenin geleceği ekonomik ve siyasi açılardan büyük risk altına girecek...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 03, 2017

‘Evet’ ve ‘uygarlıklar çatışması’

Ülkelerin, parlamenter yollardan totaliter rejimlere dönüşme olasılıkları üzerine tartışmalar, Batı’da sağ popülizmin yükselmesi, Türkiye’de AKP rejiminin evrimi, şimdi de Referandum üzerinden yoğunlaştı. Tartışmalarda Almanya’da Nazilerin iktidara yükselme süreci önemli bir örnek oluşturuyor. Bu örnekte, süreç ve söylem boyutları özellikle ilginç.

Süreç... 
Nazi rejiminin kurulmasında, Reichstags binasının yakılması, bunun ardından, çıkarılan Yetkilendirme Kararnamesi belirleyici bir rol oynadı. 
Hitler bu yetkilendirme kararnamesine dayanarak OHAL ilan etti, kararnamelerle yönetmeye başladı.

(...)

Thursday, March 30, 2017

‘Evet’ ile nereye?

Siyasal İslamın entelektüellerinden Hayrettin Kahraman (Daily Express’e göre, Erdoğan’ın imamı), “Müslümanların Yahudilere, Hıristiyanlara ve diğer din mensuplarına yaşama hakkı tanıdığı gibi ‘Hayır’cılara da bu hakkı tanıyacağını” söylemiş. 

Böylece “Hayır”cıları, İslamın karşısındaki dinlerle aynı kategoride gören Kahraman ne tek örnek, ne de kuralı bozan bir istisna. Daha geçen hafta, “kinine dinine sahip gençlik” amacıyla çıkılan yol, “daha akıtılacak çok kanımız var” noktasına gelmemiş miydi? Kinine sahip olanların, kendilerinde birilerine yaşam hakkı tanıma hakkını görenlerin düzeni... 
Referandumdan “Evet” çıkarsa gidilecek yer işte burası.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 23, 2017

‘Evet’ çıksa da ‘Hayır’!

Referandumdan “Evet” çıksa da “Hayır” demeye devam etmek gerekiyor. Bu, ilk anda halkın iradesine saygısız, antidemokratik gibi görünen öneri, doğrudan adalet kavramıyla ilgilidir ve en azından üç nedene dayanıyor. 
 
Meşruiyet sorunu 
Birincisi: Referandumdan “Evet” çıkmasını isteyen Siyasal İslamın liderliği, partisi-hareketi, demokrasiyi ortadan kaldırmayı, idam cezasını geri getirmeyi vaat ediyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 20, 2017

Evet = Felaket

AKP rejiminin “Nazi”, “faşist”, “haydut devlet” hezeyanları beni kaygılandırmıyor. Nasıl olsa, AKP yönetimi yine 180 derece dönecek. Beni kaygılandıran, bu seri “U” dönüşleri üreten “arzusunu, realite sanma” hastalığı.

Yaptıkları yapacaklarının... 
Bu hastalığın kaynağında, fantastik bir İslamcı dünya görüşünün AKP liderliğinin anlağında oluşturduğu “resim” var. Dinci dünya görüşünün “kırık aynasında” şekillenen bu resim “U dönüşleri arttıkça” realiteden biraz daha uzaklaşıyor; uzaklaştıkça da arzuları cevapsız kalıyor, davranışlara, düş kırıklığı, paranoya yön veriyor.

(...)

Thursday, March 16, 2017

Yarın çok geç olacak!

“İç ve dış dinamikler bizden yana” iddiasıyla başlayan siyasal İslamın AKP rejimi şimdi “içeride dışarıda herkes bize düşman” noktasına geldi; bir süredir de projesini toplumu derinden sarsan “şok”lar üreterek aşabiliyor. Her “şok”tan sonra da toplum biraz daha kutuplaşıyor, dokusu biraz daha çözülüyor. Referandumdan sonra, toplumu yeni bir “şok” bekliyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 13, 2017

Silivri’ye mektup

Sevgili Hakan, dış basında tartışılanları izleme şansınızın çok kısıtlı olduğunu düşünerek, özgür olsaydın yazılarına konu olabilecek kimi gelişmeleri çok kısaca aktarmaya çalışacağım.

‘İç dinamik-dış dinamik’ 
Şu ünlü “iç dinamik dış dinamik çakıştı” muhabbeti vardı ya... Şimdi, “Allah’ınlütfu” Başkanımız sayesinde, yerini Timur Selçuk’un ünlü şarkısındaki havaya bıraktı: “Yollarımız burada ayrılıyor / Artık birbirimize iki yabancıyız”... 

(...)

‘7. Kasa’da ne var?’ diye sormuş bir ‘bot’ öbürüne... 
Birileri, belki de bir “bot” (uzman algoritma) CIA’nın, akıllı telefonların, sosyal medyanın, televizyonların, bilgisayarların güvenlik sistemlerini aşarak bilgi çalan programlarını çalmış; WikiLeaks’e vermiş

(...)

Thursday, March 09, 2017

Almanya’dan söz açılmışken...

Almanya’nın uluslararası “güçler dengesi” denklemi içindeki önemi giderek artıyor. Örneğin Financial Times şöyle yazabiliyor: “Angela Merkel, Batıdünyasının de facto lideri olduğu iddiasını, grotesk ve absürd olarak niteledi...” “öfkesini anlamak kolay. Modern Almanya’nın ne Batı’nın lideri olmaya niyeti var ne de bu yükü taşıyacak gücü” (06/03/17). 

Bu tür gözlemlerde hep Çin’in adı geçerdi, belli ki yeni bir algı şekilleniyor: “Dış ticaret fazlası konusunda, ABD’nin öfkesine hep Çin hedef oluyor ama, Almanya’nın dış ticaret fazlası Çin’inkinden çok daha büyük ve gerek Amerikan ekonomisi gerekse de dünyanın geri kalanı açısından çok dahaönemli” (Wall Street Journal 05/03/17)

(...)

Yazının tamamını okumak için tık layınız

Monday, March 06, 2017

İkinci kez de trajedi olacak gibi...

Yüz yıl sonra, yine kronik bir mali kriz ve durgunluk içinde ekonomik korumacılık yükseliyor, büyük güçler arası rekabet, vekâlet savaşları yoğunlaşıyor, uluslararası alanda savunma harcamaları artıyor. “Tarih birincisinde trajedi olduysa ikincisinde komedi olarak tekrarlanır” denir ama, bu kez ikincisi de trajedi olabilir.

(...)

Toplumsal karışıklıklarla, vekâlet savaşlarıyla silah satışları ve ekonomik büyüme arasında yakın bir ilişki var. Rusya, Suriye platformunda 116 yeni silah sistemini deneme, potansiyel müşterilere sergileme şansı bulduğunu açıkladı. Bu sırada, tüm “ileri-geri bağlantılarıyla” birlikte savunma endüstrisinin ekonomik büyümeye nasıl önemli bir katkı yapabileceği de artık açıkça konuşuluyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 02, 2017

‘En müreffeh, en özgür dönem’

Aslı Aydıntaşbaş arkadaşımız aktardı, Michael Ignatieff, popülist milliyetçileri iktidara getiren isyan hareketine “karşıdevrim” diyormuş. “Devrim” de, “son 15-20 yıldır insan hakları, çoğulcu demokrasi, nispetenenternasyonalist bir düzenin hâkim olduğu dünya konjonktürü” imiş. Son 10 yıl muhtemelen insan ırkının gezegendeki yüz binlerce yıllık tarihinde görüpgöreceği en müreffeh ve özgür dönemmiş (yanlış okumadınız, son on yıl: 2007-2017!!!). Birkaç istisna dışında her ülke, doğruluğu tartışılmayan “insanhaklarına” riayet etmiş, demokrasi yolunda ilerlemek zorunda hissetmiş. Birey, tarihte olmadığı kadar güçlü bir yere gelmiş. Sonra malum popülist dalga...

‘Yararlı salaklardan’ biri 
Ignatieff’i, Irak’ın işgali sırasındaki, “Liberal Emperyalizm” utanmazlığından anımsıyorum.

(...)

Monday, February 27, 2017

‘Hayır’ı göstermek gerekir

Erdoğan, AKP, siyasal İslam, toplumdan, tüm yetkileri bir kişinin elinde toplayacak bir anayasayı kabul etmesini istiyor. Bu akla, “sağduyuya” uygun bir talep değildir. “Evet” diyecek olanlar kararlarını akla değil, inanca dayandıracaklardır. Öyleyse “evet” kimliğe ilişkin bir karar olacaktır. 

Bu durumda, sandıktan, manipülasyonları aşabilecek oranda “hayır” çıkması için siyasal İslamın kampındaki kararsızları (siyasal İslamın hegemonyası altında şekillenmiş kimlikleri) etkilemeyi başarmak gerekecektir. Bu amaca, salt “sağduyuya”, ekonomik/maddi çıkarlara hitap ederek ulaşılamaz. Bu düşüncemi geçen hafta dikkatimi çeken üç örneğe dayanarak açmaya çalışacağım.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 23, 2017

‘Absürdistan’

Absürdistan gerçek bir sözcük değil ama, AKP liderliğinde Siyasal İslamın15 yılda ülkeyi getirdiği yeri tanımlamak için daha uygun bir ifade bulamadım. Ülkeye, fiili olarak dayatılmış bir tek adam rejimini yasallaştırmak için referanduma gidiyoruz. Sünni Başbakan, evet oyunu arttırmak için şamanist, hatta satanist el hareketleri yapabiliyor. Absürtisdan işte...

Referandumda ‘esas mesele...’ 
Peki, bu anayasaya “evet” dememizi isteyen Siyasal İslam, AKP ve Saray, karşılığında ne vaat ediyor? Ekonomik refah, özgürlük, demokrasi mi
(...)

Monday, February 20, 2017

Sözde hâkimler’ - ‘yalancı basın’

ABD’de yaşananlar (bir türü iyi anlayabilmek için en gelişmiş örneklerine bakmak gerekir) bize, kapitalist-liberal- demokrasinin işleyişine ilişkin önemli ipuçları veriyor: Bu devlet biçiminde, egemen sınıfın iktidarını öncelikle, seçilmişler (geçici yönetim) değil, anayasa ve ona göre atanmışlar (kalıcı yönetim) ve “kapitalist gerçekçilik” içinde kaldığı sürece basın güvence altına alır. Bu yüzden, “atanmışlar-seçilmişler”, ikilemi üzerinden yasamayı ve yürütmeyi (güçler ayrılığını) etkisizleştirmeye, muhalif sesleri susturmak için yandaş basın yaratmaya çalışan bir siyasi çizgi aslında devletin yapısını değiştirmektedir. 
Trump’ın ilk adımları 
ABD’de Başkanlık seçimlerini kazanan Trump’ın ilk uygulamalarına, şekillenen yeni hükümete bakınca, “alternatif-sağ” olarak tanımlanan bir akımın projesi üzerinden, “devletin biçimine”, egemen ideolojinin meşruiyet sınırlarınayönelik bir müdahale girişimi ile karşılaşıyoruz. Devletin güvenlik bürokrasisi, federal bürokrasi, yargı ve büyük medya, bu müdahaleye, şu ana kadar görebildiğimiz kadarıyla, başarıyla direniyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 16, 2017

Çok düzeyli dağılma

Dünya sisteminde son yıllarda çok düzeyli bir dağılma gelişiyor. Kapitalizmin yapısal krizi, ABD hegemonyasının gerilemesiyle şekillenmeye başlayan yeni güçler dengesi (emperyalistler arası rekabet) ortamı gibi genel, “uzun döneme”ilişkin düzeydeki gelişmelere bu yazıda değinmeyeceğim. 

Kısa döneme ilişkin düzeyde, ABD’de Trump, İngiltere’de Brexit, Avrupa’da, Hollanda, Fransa, daha sonra eylülde de Almanya seçimleri var. Romanya, Macaristan, Polonya, Türkiye gibi çevre (bağımlı) ülkelerde gelişen dağılma eğilimleri de bir başka düzey oluşturuyor. 

ABD’de Trump “pratik hükümetin” duvarına çarptı. İngiltere’de Brexit süreci, iktidar ve muhalefet partilerinde derin bir kriz yarattı. Bu ikisini, Romanya, Macaristan ve Polonya’daki gelişmeleri daha sonra tartışmak üzere izlemeye alıp gündemin başındakilere bakalım. 
 
Hollanda, Fransa, Türkiye 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, February 13, 2017

Paralar yukarıya, fanteziler aşağıya

Dünyada 37, Türkiye’de son 16 yılın öyküsünü tek satırla özetleyecek olsak: “Paralar yukarıya, fanteziler aşağıya aktı” diyebiliriz.

O da yanılmış... 
İdeolojilerin sonu geldi. Sağ sol ayrımı ortadan kalktı. Liberal demokrasi küreselleşme ile tüm dünyayı kapsıyor. Bir baskı aracı olarak ulus devletin gücü kırılıyor; milliyetçi saplantılar tarihe karışıyor. Kültürler birbiriyle kaynaşacak aşiretçi mantalite yerini, “ötekine saygıya” bırakacakBu yeni küresel kapitalizmde insanlığı barış huzur ve refah dünyası bekliyor. 
Bu fanteziler (gerçeğin üstünü bir mükemmellik vaadiyle örten anlatı) toplumda liberal entelijensiyanın katkılarıyla yayılırken, alt sınıflardan egemen sınıflara, çevre ülkelerden merkez ülkelere servet transferi baş döndürücü bir hıza ulaştı. Yukarıda, müstehcen servetler birikirken, aşağıda işsizlik, yoksulluk altında kıvranan sınıfların payına fanteziler düştü...

(...)

Thursday, February 09, 2017

Bir mülksüzleştirme makinesi: TVF

TVF “ürkiye Varlık Fonu” (TVF) olarak adlandırılan garip bir “şey” var karşımızda. İlk gözlemlerden (Yalçın Karatepe’nin video sunumu, Orhan Bursalı, Çiğdem Toker, Fatih Yaşlı, Oğuz Oyan...) bu “şey”in ne olduğunu öğrendik. Kamunun mülkiyetindeki bankalar, topraklar, şirketler hiçbir faaliyet sınırlamasınadenetime tabi olmayan, piyasa kurallarına da uymayacağı anlaşılan bir anonim şirkete devrediliyor. Diğer bir deyişle kamu, piyasa ilişkileri bypas edilerek, mülküzleştiriliyor, böylece el “konan toplumsal değerler” bir anonim şirket biçiminde oluşturulan bir özel mülkiyet nesnesinedevrediliyor. 
 
Bu ‘şey’ kimin ‘şeyi’? 
Yine de bir soru kafamı kurcalıyor: Bu “şey”in mülkiyeti kime ya da kimlere ait? Kapitalist toplumda biri bireysel diğeri kolektif olmak üzere iki özel mülkiyet biçiminden söz edebiliriz...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız